Guguklu Saat Kaçta Öter? İktidarın Ritmini Kim Belirler? Bir siyaset bilimci olarak her sabah guguklu saatimin tiz sesiyle uyanırım. Ancak bir gün fark ettim ki o ses, sadece zamanı değil; iktidarın düzenini de hatırlatıyor. Guguklu saat, her saat başı öter — ama o ötüşün ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğine karar veren, saatin içindeki karmaşık düzeneklerdir. Tıpkı toplumlarda olduğu gibi, görünmeyen mekanizmalar belirler kimin sesi duyulur, kimin sesi susturulur. İktidarın Saati: Kim Zamanı Kurar? Toplum, aslında dev bir guguklu saattir. İktidar, tıpkı o saatin yaylarını kuran el gibi, zamanı belirler. Ne zaman konuşulacağını, ne zaman susulacağını tayin eder. Kurumsal yapıların dişlileri…
8 YorumEtiket: bir
Guguk Kuşu Ne Anlatmak İstiyor? Bir Tarihçinin Gözünden Toplumsal Delilik Üzerine Zamanın sisleri arasında yürüyen bir tarihçi olarak, geçmişin yankılarını bugüne taşımak benim için daima bir tür yüzleşmedir. Çünkü her çağ, kendi deliliğini yaratır. Ken Kesey’in kaleminden çıkan ve “Guguk Kuşu” olarak dilimize geçen bu eser, yalnızca bir akıl hastanesinde yaşananları anlatmaz; aynı zamanda modern toplumun bireyi nasıl susturduğuna, kalıplara hapsettiğine ve sistemin kimleri “akıllı” kimleri “deli” ilan ettiğine dair derin bir tarihsel sorgulamadır. Bir Deliliğin Anatomisi: 20. Yüzyılın Sistem Eleştirisi 20. yüzyılın ortası, insanlığın makineleştiği, bireyin sisteme entegre edilmek uğruna öz benliğinden vazgeçtiği bir dönemdi. II. Dünya Savaşı sonrası…
12 YorumEski Koltuklara Ne Denir? Öğrenmenin Nesneler Üzerinden Okunması Bir Eğitimcinin Daveti: Öğrenmenin Dönüştürücü Gücü Bir eğitimci olarak, öğrenmenin yalnızca sınıf duvarlarıyla sınırlı olmadığını, her nesnenin bir öğreticiye dönüşebileceğini bilirim. Eski koltuklar… Belki evimizin köşesinde, belki okulun koridorunda, belki de bir anının içine sinmiş bir biçimde karşımıza çıkar. “Eski koltuklara ne denir?” sorusu, ilk bakışta bir nesneye verilen ismin ötesinde görünür. Oysa pedagojik açıdan bu soru, öğrenmenin sürekliliği, hafızası ve dönüşümü üzerine derin bir metafora dönüşür. Çünkü her eski koltuk, bir öğrenme sürecinin oturduğu, kalktığı ve yeniden şekillendiği bir sahnedir. Pedagojik Bir Perspektif: Nesneler Öğretir mi? Eğitim kuramları, özellikle yapılandırmacı öğrenme…
6 YorumDevamsızlık Kaç Gün Oldu? Eğitimde Süreklilik, Sorumluluk ve İnsan Davranışı Devamsızlık kaç gün oldu? sorusu, öğrencilerin hayatında sadece bir idari uyarı değildir. Bu soru, sorumluluk bilinci, öğrenme motivasyonu ve eğitim kültürü üzerine derin bir psikolojik ve sosyolojik anlam taşır. Bir öğretmenin ya da yöneticinin ağzından çıktığında, öğrencinin yalnızca yoklama çizelgesindeki bir eksik değil; aynı zamanda toplumsal bir davranış örüntüsü de dile gelir. Bu yazıda, devamsızlığın tarihsel kökenlerinden günümüz akademik tartışmalarına uzanan bir yolculuk yapacağız. Tarihsel Arka Plan: Devamsızlığın Eğitim Sistemindeki Yeri Modern eğitim sisteminin temel taşlarından biri zorunlu devam ilkesidir. 19. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte gelişen kitlesel eğitim anlayışı, çocukların…
6 YorumBazen, kalabalıkların içinde bile farklı hissettiğin olur mu? Herkes bir yönde ilerlerken sen başka bir yolu seçersin; düşüncelerin, duyguların ve dünyayı algılayışın sanki başka bir tondadır. İşte bugün, o farklılığın peşine düşüyoruz. “En nadir kişilik tipi hangisi?” sorusuna sadece bir tanım olarak değil, kültürlerin, toplumların ve bireyselliğin kesişiminde bir yolculuk olarak bakacağız. Dünyada En Nadir Kişilik Tipi: INFJ’nin Gizemli Dünyası Küresel araştırmalara göre, dünyanın en nadir kişilik tipi INFJ’dir. Bu kısaltma, “İçe dönük (Introverted) – Sezgisel (Intuitive) – Hissetme (Feeling) – Yargılayıcı (Judging)” özelliklerini temsil eder. Toplumun yalnızca yaklaşık %1-2’sini oluşturan INFJ’ler, derin düşünceleri, empatik doğaları ve anlam arayışlarıyla tanınır.…
12 YorumAyın Diğer Bir İsmi Nedir? Geleceğin Gökyüzüne Dair Bir Beyin Fırtınası Ay’a bakarken hiç düşündünüz mü, gelecekte onu başka bir isimle mi anacağız? “Ayın diğer bir ismi nedir?” sorusu basit bir dil merakı gibi görünür ama aslında insanlığın gökyüzüyle kurduğu ilişkinin geleceğini sorgular. Çünkü her çağ, göğe verdiği isimlerle kendi kimliğini yansıtır. Şimdi, geleceğin Ay’ı hangi isimle doğacak, birlikte düşünelim. Kısa Tanım: “Ay” kelimesi Türkçede yüzyıllardır gök cismi anlamında kullanılır. Diğer dillerde Luna (Latince), Selene (Yunanca), Moon (İngilizce), Mah (Farsça) ve Qamar (Arapça) olarak geçer. Her biri kendi kültürünün zamanı, ışığı ve dişil enerjisini yansıtır. Geleceğin Gökyüzünde Yeni İsimler: Ay…
12 Yorumİslam’da Teşri: Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektifinden Bir Bakış Filozofun Bakış Açısı: Teşri’nin Derinliklerine Yolculuk İslam düşüncesi, her yönüyle insanlık tarihinin önemli bir felsefi mirasına sahip olup, en derin anlamları ve evrensel soruları barındıran bir geleneği temsil eder. Bu geleneğin önemli kavramlarından biri de “teşri”dir. Teşri, ilk bakışta, İslam hukukunun temelini oluşturan bir kavram olarak karşımıza çıkar; ancak bu kavramın derinliklerine inmek, hem etik hem de epistemolojik ve ontolojik düzeyde birçok anlam taşır. İslam’ın dünya görüşünü daha iyi anlamak için teşri’nin ne anlama geldiğini ve bu kavramın insanlık tarihindeki diğer felsefi düşüncelerle nasıl bir etkileşimde bulunduğunu tartışmak, bizi İslam’a dair…
14 YorumKelimelerin Yolculuğu: Göçebe Kültürü Nedir? Bir Edebiyatçının Gözünden Başlangıç Kelimeler, tıpkı insanlar gibi yolculuk eder. Bir sözcük bir dilden diğerine geçerken anlamını değil, ruhunu da taşır. İşte bu yüzden, “Göçebe kültürü nedir?” sorusu yalnızca bir yaşam biçimini değil, bir anlatı tarzını, bir düşünme biçimini ve hatta bir yazma biçimini de içinde barındırır. Göçebelik, edebiyatın doğasında vardır. Çünkü her metin, bir yerden bir yere göç eder; her anlatı, bir başka zamana, bir başka ruha taşınır. Edebiyatçı için göçebe, sınır tanımayan bir karakterdir. Onun dünyasında hiçbir kelime sabit değildir; her şey hareket halindedir, tıpkı insanın anlam arayışı gibi. Göçebe Kültürü: Hareketin Estetiği…
6 YorumGöktürk Alfabesi Kime Ait? Bir Psikoloğun Zihin Haritasından Tarihe Bakış İnsan zihni, kendini ifade etme yolları buldukça gelişir. Bir psikolog olarak, sembollerin ve dilin insan davranışları üzerindeki etkisini gözlemlerken aklıma hep şu soru gelir: “Bir yazı sistemi, yalnızca iletişim aracı mıdır, yoksa bir kimlik ifadesi mi?” Göktürk alfabesi, bu sorunun tam ortasında duran bir tarihsel ayna gibidir. Yalnızca taşlara kazınmış harflerden ibaret değildir; bir topluluğun bilişsel cesaretinin ve duygusal kimliğinin dışavurumudur. Bir Yazının Psikolojisi: Kökene Duyulan İhtiyaç Her insan, geçmişine tutunarak var olur. Bu, kolektif düzeyde de geçerlidir. Toplumların köken arayışı, bireylerin aidiyet ihtiyacının bir yansımasıdır. Göktürk alfabesi bu bağlamda,…
6 YorumHanutçu kime denir? Kandırmanın cilalı yüzüne sert bir bakış Net konuşalım: Hanutçuluk, sokakta “abi bir bak” diye başlayan masum bir çağrı değil; güveni komisyona çeviren bir ekonomi biçimi. Turistin omzuna dostça dokunan el, çoğu zaman dükkânın kasasına uzanan görünmez bir koldur. Bu yazı tartışma çıkarsın istiyorum, çünkü mesele yalnızca “rahatsız edici pazarlama” değil; şehirlerimizin itibarı, esnafın emeği ve tüketicinin hakkı. Birine müşteri “getirmenin” adı ilişki yönetimi değil, çıkarın üstünü cilalamaktır. Tanım: Hanutçu kime denir? Hanutçu, genellikle turistik bölgelerde, komisyon karşılığında müşteriyi belirli mağaza, restoran, berber, otel ya da tura yönlendiren kişidir. Kullandığı dil çoğu zaman samimi, yöntemi ise yönlendirici ve…
8 Yorum