Adam Etmek Ne Anlama Gelir?
Adam etmek… Herkesin duyduğu ama çok az kişinin gerçekten üzerine düşündüğü bir tabir. Hani şöyle biraz geriye gidin, etrafınızdaki insanlardan bu kelimeyi duymadığınız bir ortam var mı? Kendi aranızda da konuşulmuş, duygusal bir yük taşıyan bir kavram olmuştur. “Şu çocuğu adam etmen lazım”, “O çocuk hala adam olamadı” gibi cümleler, neredeyse hayatın her alanında karşımıza çıkar. Ancak gerçekten adam etmek ne demektir? Kimileri için bir başarı, kimileri içinse ezici bir yargı. Bu yazı, bu tabirin hem güçlü hem de zayıf yönlerini tartışarak, belki de gözden kaçırdığımız bazı gerçeklere ışık tutacak.
Adam Etmek: Başarı mı, Yargı mı?
Adam etmek, çoğu zaman bir insanın toplumdaki “yerini” bulması, hayatta başarılı olması, olgunlaşması, kısacası her türlü olumsuz davranıştan sıyrılıp “toplum kurallarına” uygun bir şekilde davranması olarak anlaşılır. Peki, bu gerçekten sadece bir olgunlaşma süreci mi? Yoksa toplumun bizi şekillendirmeye yönelik dayattığı kalıplara mı uyum sağlıyoruz?
Bir insanın adam olması demek, genellikle bir düzene girmesi ve ‘sistemin’ bir parçası haline gelmesi anlamına gelir. “Hadi bakalım, sen artık adam ol!” cümlesi, bir kişinin kendi yolunu bulması, hayatına yön vermesi, bir işte başarılı olması ya da daha “saygın” bir işte çalışmaya başlaması gibi pek çok olguyu içinde barındırır. Ama burada dikkat etmemiz gereken şey şu: Toplumun adam olma anlayışı ne kadar bireysel ihtiyaç ve isteklerle örtüşüyor? Gerçekten bir insanı “adam etme” süreci, onun mutlu ve başarılı olmasını sağlıyor mu, yoksa onu başkalarının onayını almak için bir yarışa mı sokuyor?
Bence bu kavram, biraz da eleştiriye açık bir alan. “Adam olmak” ne kadar özgür bir tercih? Kendini bulmak, kimseye zarar vermemek ve saygı görmek için bazen toplumun tanımladığı “adam olmak” kavramına uymamak gerekir. İşte burada bana göre, “adam etmenin” zorlayıcı ve manipülatif bir yönü ortaya çıkıyor. Çünkü ne yazık ki, bu kavram, bazen başkalarının bizim ne yapmamız gerektiğine dair baskı kurmasından başka bir şey değil.
Adam Etmek: Güçlü Yönler
Adam etmenin güçlü yanlarını ise tamamen toplumsal denetim ve uyum açısından görmek mümkün. Bir toplumu, bir aileyi ya da bir arkadaş grubunu düşünecek olursak, bazı sınırlar ve kurallar gereklidir. İnsanlar belirli bir şekilde davranarak birbirlerine zarar vermemeli, toplumu bir arada tutabilmek için belli normlara uymalıdırlar. Burada “adam etme” olgusu, bir anlamda bu normları hatırlatmak ve bir kişiyi bu normlara uydurmak amacı taşır.
Örneğin, bir çocuğun okulda başarılı olması, düzgün davranması ve zamanında yetişkinliğe adım atması gerektiği zaman “adam olma” süreci devreye girer. Bu süreç, çocuğa hayatla baş edebilmesi için gerekli becerileri kazandırabilir. Onun kendini ifade edebilmesi, kariyer yapmak için doğru yolları bulabilmesi, belki de aile bağlarını güçlendirmesi adına önemli bir adım olabilir. Kısacası, toplumda ve iş hayatında başarılı olabilmek için belirli kurallara uymak, bazen “adam etme” sürecinin gerekliliğidir.
Adam Etmek: Zayıf Yönler
Ama işte burada devreye giren asıl sıkıntı, bu kavramın genellikle toplumsal baskı altında kullanılmasında yatıyor. “Adam olmak” demek, bazen gerçek potansiyelinizi açığa çıkarmak yerine, sizin için belirlenmiş olan kalıplara uymak anlamına gelir. Bu da bazı insanları hem ruhsal olarak yorabilir hem de içsel bir boşluk hissi yaratabilir. Toplumun “adam olma” tanımına uymayan insanlar, kimlik krizleri yaşayabilir ve kendilerini sürekli bir yetersizlik duygusuyla savaşırken bulabilirler.
Mesela, bir insanın “adam olması”, belirli bir meslek edinmesi, sabah sekiz akşam beş çalışması, evlenip çocuk yapması gibi bir dizi toplumsal beklentiyi yerine getirmesi anlamına gelebilir. Ama ya o kişi farklı bir yol izlemek isterse? Ya da toplumun beklediği gibi bir hayatı seçmek yerine, kendi hayatını kendi şekline sokmayı tercih ederse? İşte bu noktada, “adam etme” süreci bir tür baskı ve zorbalık haline gelebilir.
Bir de şunu eklemek gerek: Bazı insanlar, “adam olmak” için gereksiz yere başkalarına yaranmaya çalışır, kişiliklerinden ödün verirler. Örneğin, bir şirketin katı kurallarına uymak adına insan doğasına aykırı hareket etmek, iş yerindeki arkadaşlarını alt etmek ya da sadece başkalarına benzemek için kişisel değerlerinden taviz vermek… Bu tür durumlar gerçekten kötü değil mi? O zaman “adam etme” kavramı, sadece bir başarı değil, aynı zamanda bir teslimiyetin de simgesi haline gelir.
Sonuç: Adam Etmek, Gerçekten Olması Gereken Şey Mi?
Sonuç olarak, adam etmek olgusu hem güçlü hem de zayıf yönleriyle karşımıza çıkıyor. Toplumda kabul görmek, bir meslek edinmek, birey olarak gelişmek gibi unsurlar elbette önemli. Ama öte yandan, bir insanın kendini tamamen toplumun belirlediği kalıplara uydurarak “adam olması” ne kadar doğru? Bu kadar büyük bir beklentiyle mi hayatımızı şekillendirmeliyiz?
Peki ya, toplumsal normlara uymayan, kendi yolunu çizmek isteyen insanlar? Onlar “adam olamayanlar” mı? Belki de, “adam olma” kavramı biraz daha esnek olmalı, her insanın kendine özgü yolunu bulmasına izin vermeli. Ne dersiniz, sizce adam olmak, gerçekten herkes için aynı şey mi?
Bana kalırsa, “adam olmak” bazen tam olarak bizim kim olduğumuzu unutmadan, kendi yolumuzu bulabilmekle ilgili. Ama bu, toplumun bizden beklediği şekilde değil, kendi içsel değerlerimizi yansıtan bir yol olmalı.