İçeriğe geç

Yeni kimliklerde din neden yok ?

Yeni Kimliklerde Din Neden Yok? Tarihsel Bir Perspektif

Geçmişi anlamadan bugünü doğru değerlendirmek mümkün değildir. Her dönemin kendine özgü sosyal, kültürel ve politik koşulları, insanlık tarihinin bir yansıması olarak bugüne ulaşmıştır. Bu nedenle, tarihsel bir bakış açısıyla, toplumların ve devletlerin din ile ilişkileri üzerine yapılan değişikliklerin, günümüz kimlik yapılarındaki etkileri üzerine düşünmek, bizim anlayışımızı derinleştirebilir. Özellikle Türkiye’nin yeni kimlik kartlarında din hanesinin kaldırılmasının ardında yatan tarihsel kökenleri ve bu adımın toplumsal anlamını incelemek, modernleşme ve laikleşme süreçlerinin bir devamı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Erken Cumhuriyet Dönemi ve Laiklik

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, devleti ve dini birbirinden ayırarak laiklik ilkesini temel almıştır. 1923’te kurulan yeni devlet, Osmanlı İmparatorluğu’nun dini temele dayanan yapısından farklı olarak, batılılaşma ve modernleşme hedeflerine yönelmişti. Bu dönemde, toplumun dini kimliklerinin devletle olan ilişkisi önemli bir dönüşüme uğramıştır. Atatürk, dinin devlet işlerinden ayrılmasını, toplumsal yaşamda bireylerin özgürlüklerini sınırlamadan sürdürülmesi gereken bir alan olarak görmüştür.

Cumhuriyetin ilanından sonra, 1930’ların başında yapılan reformlar, dini etkilerin devlet yönetiminden uzaklaştırılmasını amaçlamıştır. 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, eğitimde dini eğitimin sınırlandırılması, camilerdeki ezanların Türkçe okunmaya başlanması ve dinî sembollerin kamu alanlarında sınırlanması, laikleşme sürecinin somut adımlarıydı. Bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biri de, 1935 yılında yapılan nüfus sayımında din hanesinin kaldırılmasıdır. Bu adım, dinin kişisel bir tercih ve inanç olarak bireylerin yaşamında yer alması gerektiği fikrini yansıtmaktadır.
1980’lerde Dönüşen Toplum ve Din Kimliği

1980’li yıllarda, Türkiye’de toplumsal yapının önemli bir dönüşüm geçirmesi, devletin laiklik anlayışında yeni bir evreye işaret etmektedir. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, devlet, toplumsal kontrolü artırma adına dinî öğretileri bir aracı olarak kullanmayı tercih etmiştir. Bu dönemde, devletin dinle olan ilişkisi farklı bir boyut kazanmış, özellikle milli kimlik inşasında dinin rolü tekrar gündeme gelmiştir. 1982 Anayasası, Türk devletinin laik olduğunu vurgulasa da, toplumsal hayatta dinin daha fazla yer bulduğu bir dönem başlamıştır.

1980’lerin sonlarına doğru, dini kimliğin bireysel bir alan olarak değil, toplumsal bir kimlik olarak daha fazla öne çıkması, dinin devletle olan ilişkisini daha karmaşık bir hale getirmiştir. Bu dönemde, başörtüsü yasağı gibi tartışmaların öne çıkması, devletin dini belirli normlarla sınırlama çabalarını sürdürmesine rağmen, halkın dini inançlarını daha fazla dışa vurduğu bir sürecin başlangıcını işaret etmiştir.
2000’ler ve Yeni Kimlik Kartları

2000’li yılların başında, Türkiye’de din ile devlet arasındaki ilişkinin yeniden şekillendiği bir dönemde, kimlik kartlarındaki değişiklik büyük bir sembolik anlam taşımaktadır. 2016 yılında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla gündeme gelen yeni kimlik kartlarında din hanesinin kaldırılması kararı, uzun süredir tartışılan laiklik ve din özgürlüğü arasındaki dengeyi bir kez daha gündeme getirmiştir. Bu adım, bir yandan laikliğin uygulanması açısından devletin tarafsızlığını vurgularken, diğer yandan bireysel hak ve özgürlükleri güçlendirme amacı gütmektedir. Din hanesinin kaldırılması, devletin bireyin dini inançlarını sorgulamak, belirlemek veya sınırlamak gibi bir rolü olmadığını vurgulayan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Ancak, bu değişikliğin ardında sadece dini özgürlükler değil, aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal yapısındaki dönüşüm de etkili olmuştur. AKP iktidarının ilk yıllarında uygulanan demokratikleşme adımları ve AB ile uyum yasaları, bireysel hakların genişletilmesine yönelik bir perspektifin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda, dinin kimlik kartlarından çıkarılması, toplumsal bir özgürlük alanı yaratmayı amaçlayan bir hamle olarak okunabilir.
Din ve Toplumsal Kimlik

Din, toplumların kimliklerinde tarihsel olarak önemli bir yer tutmuştur. Ancak, 21. yüzyılda bireylerin daha fazla özgürlük alanı aramaları ve toplumsal yapının değişen dinamikleri, dini kimliklerin toplumsal bir zorunluluk olmaktan çıkmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, yeni kimlik kartlarının sunulması, bu değişimin sadece sembolik bir yansımasıdır. Din hanesinin kaldırılması, bireylerin kimliklerini sadece dini aidiyetleri üzerinden tanımlamalarına gerek olmadığı fikrini güçlendiren bir adım olarak değerlendirilmiştir. Din, artık sadece kişisel bir inanç meselesi olarak kalmaktadır; toplumsal bir aidiyet ve kimlik belirleyicisi olmaktan çıkmaktadır.

Bu bağlamda, toplumsal yapıyı yeniden şekillendiren dinamiklerin en önemli etkenlerinden biri, kültürel ve ideolojik dönüşümdür. Dinin sosyal ve kültürel bir kimlikten ziyade, bireysel bir tercih haline gelmesi, toplumsal yapıda önemli değişimlere yol açmaktadır. Kimlik kartlarındaki din hanesinin kaldırılması, bu dönüşümün somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Geçmiş ile Günümüz Arasında Bağlantılar

Geçmişteki laikleşme adımları ile bugünkü kimlik kartlarındaki değişiklik arasında belirgin bir paralellik bulunmaktadır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde, dinin devletle olan ilişkisi tamamen değiştirilmiş ve dini öğretiler devlet işlerinden uzaklaştırılmıştır. Bugün, dinin kimlik kartlarından çıkarılması, bireysel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu değişim, toplumsal yapının daha pluralist ve özgürlükçü bir hâle geldiğinin bir göstergesidir.
Sonuç

Yeni kimlik kartlarında dinin yer almaması, Türkiye’deki toplumsal dönüşümün bir parçasıdır ve modernleşme sürecinin önemli bir aşamasıdır. Bu adım, bireysel hak ve özgürlüklerin toplumsal hayatta daha fazla yer bulmasını sağlamakta, aynı zamanda devletin dini kimlikleri belirleme ya da dayatma rolünü reddetmektedir. Ancak, bu gelişmelerin toplumdaki daha geniş dönüşümlerle nasıl bir etkileşim içinde olduğu, ilerleyen yıllarda daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Geçmişin ışığında, bugünkü değişimlerin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğüne dair tartışmalar devam edecektir. Bu noktada, okurları dinin ve devletin rolü üzerine düşündürmeye davet ediyorum: Din, gerçekten de sadece bireysel bir mesele midir? Toplumdaki kimlik yapıları nasıl şekilleniyor ve bu dönüşüm nasıl bir toplumsal yapıyı ortaya çıkarıyor?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet mobil giriş