1. Dünya Savaşını Bitiren Ateşkes Antlaşmaları Nelerdir?
1. Dünya Savaşı’nın bitişi, insanlık tarihinin en karanlık ve yıkıcı dönemlerinden birini sona erdirdi, ama aslında savaşın sonlanmasının ardından imzalanan ateşkes antlaşmaları da bir o kadar tartışmalı. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yapılan ateşkesler, belki de tarihi yanlış anladığımızın, yanlış öğrendiğimizin en büyük kanıtıdır. 1918’deki ateşkese bakıp savaşın sona erdiğini sanmak kolay; fakat o anlaşmaların, o kadar derin ve karmaşık etkileri oldu ki, yıllar sonra 2. Dünya Savaşı’na zemin hazırladıkları da bir gerçek.
Şimdi gelin, ateşkes anlaşmalarını biraz tartışalım, çünkü bu konuyu seviyorum: savaşların sona ermesi değil, biten savaşın sonrasındaki düzenin adaletsizliği ve nasıl yeni bir felakete yol açtığı…
1918 Ateşkesi: Paris Antlaşması ve Kendisinin Çelişkileri
Birinci Dünya Savaşı’nda imzalanan en önemli ateşkes, 11 Kasım 1918’de, yani savaşın resmi olarak bittiği günden önce, Fransa’nın Compiègne Ormanı’nda imzalanan ateşkestir. “Ateşkes” demek, iki tarafın karşılıklı olarak ateşkes ilan edip, bir süreliğine savaşı durdurması demek. Ama bu ateşkesin içinde aslında büyük bir çelişki vardı.
İtilaf Devletleri, yani İngiltere, Fransa ve diğerleri, Almanya’dan savaşın mağlubu olmasını istediler, ancak bunun karşılığında sağlam bir barış değil, adeta bir “tartışmalı” ateşkes sundular. Almanya, Fransa’nın kuzeyinden geri çekildi ve savaşın sona erdiğini kabul etti ama bu ateşkesle birlikte Alman halkı, sonradan pek de hoşlanmadığı bir duruma düşürüldü. Bu durumu bir şekilde kabul etmek zorunda kaldılar ama gerçek barış anlaşması ancak 1919’daki Versay Antlaşması ile sağlanacaktı. Bu, işin düşündürücü kısmı: Bir ateşkesle bir savaşın bitmediğini bilmek. Neredeyse bir “hayalet barışı” diyebiliriz! Savaş bitti diye sevinirken, o ateşkes aslında büyük bir felakete de zemin hazırlamıştı.
Versay Antlaşması: Bir Zaferin Ardındaki Hüsran
Ve işte en meşhur olanı: 28 Haziran 1919 tarihinde imzalanan Versay Antlaşması. Bu antlaşma, sadece Almanya için değil, tüm savaş sonrası Avrupa’nın yeniden şekillendirilmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bunu bir mühendis gibi bakarak söyleyebilirim ki, bu antlaşma denilen yapı, temelde kırık dökük bir temele dayalıydı. Almanya, savaşın suçlusu ilan edildi, ağır tazminatlar ödemek zorunda bırakıldı ve sınırları küçültüldü. “Eee, biz kazandık, zafer bizim!” diyen galip devletler, aslında çok kısa süre sonra başka bir felakete sebep olacak olan bu antlaşmaya imza atmış oldular.
Versay Antlaşması’nın tartışmalı kısmı, “güçlü olan kazanır” mantığının ötesine geçerek, bir ulusu köle yapmaya çalışmasıydı. Herhangi bir insan, bir millete ‘savaş suçu işledin’ diyerek, onları sindirmeye çalışmanın ne kadar adil olduğunu tartışabilir. Hadi ama, bu mesele çok daha derin… Çünkü, Versay sonrası Almanya’nın ekonomik çöküşü, Nazi Partisi’nin güçlenmesine, bu da 2. Dünya Savaşı’na yol açtı.
Yani, tartışılmayan bir gerçek var: Eğer Versay Antlaşması’nda Almanya’nın gücünü daha makul bir biçimde sınırlasalar, belki de Hitler gibi bir diktatör çıkmazdı ve o savaş bir şekilde engellenebilirdi.
Ateşkeslerin Zayıf Yönleri: Zihinsel ve Fiziksel Yıkım
Bir ateşkese baktığınızda, aslında bir son değil, bir başlangıç görmelisiniz. Savaş, insanları, ülkeleri, toplumları birleştiren şeylerin çok ötesine geçer. Bir ateşkes, o savaşın geride bıraktığı psikolojik yıkımı ya da fiziksel hasarı onaramaz. Mesela, Versay Antlaşması Almanya’nın tarihini değiştirirken, sadece o ülkenin değil, dünya çapında tüm dengelerin alt üst olmasına sebep oldu. Almanya’nın sürekli ödemek zorunda olduğu tazminatlar, halkın fakirleşmesine, işsizlik oranlarının artmasına ve toplumsal huzursuzluklara yol açtı. Tüm bu karmaşa, sonunda 1930’larda Almanya’da bir çözüme dönüştü: Nazi iktidarı.
Ateşkes anlaşmalarının en büyük zayıf yönü de tam olarak burada: Savaşlar bazen sadece silahlarla kazanılmaz, zihinsel bir savaş da vardır ve bu, ateşkesle bitmez.
Sonuç: Bir Ateşkesten Daha Fazlası
Ateşkes anlaşmaları, savaşın sonlanmasında önemli bir adımdır, ancak bu anlaşmalar her zaman gerçek barışı getirmez. Gerçek barış, sadece silahların sustuğu bir ortam değil, adaletin ve eşitliğin sağlandığı bir yapıdır. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan ateşkesler, bu anlamda gerçek barışı getirmediği gibi, toplumları, ülkeleri ve bireyleri daha büyük yıkımlara sürükledi.
Şu soruları kendinize sorarak bu yazıyı sonlandırın: Bir ateşkesin gerçekten “barış” anlamına gelip gelmediğini nasıl anlayabiliriz? Ateşkesin bir ülkenin ruhunu, halkını, ekonomisini ne kadar etkileyebileceğini göz önünde bulundurursak, savaş sonrası yapılan anlaşmalar yeterince adil miydi? Bunları düşünmek bile, tarihin sadece silahlarla değil, akılla da kazanılmaya çalışıldığını bize hatırlatıyor.